2005, Cilt 14, Sayı 1, Sayfa(lar) 005-013
Hemodiyaliz ve Sürekli Ambulatuar Periton Diyalizi Hastalarının Kardiyovasküler Hastalık Risk Faktörleri Açısından Karşılaştırılması: 3 Yıllık İzlem
Emre Tutal, Siren Sezer, Zübeyde Arat, F. Nurhan Özdemir
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Nefroloji BD, Ankara
Anahtar Sözcükler: Hemodiyaliz, sürekli ambulatuar periton diyalizi, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri

Son dönem böbrek yetmezliği (SDBY), hipertansiyon ve dislipidemi gibi kardiyovasküler hastalık (KVH) risk faktörleri ile ilişkisi bilinen bir sendromdur. Çalışmamızda, diyaliz tedavisinin başlangıcından itibaren en az 3 yıldır hemodiyaliz (HD) ya da sürekli ambulatuar periton diyalizi (SAPD) yöntemlerinden biriyle takip edilmekte olan 2 grup SDBY hastası, KVH risk faktörleri açısından retrospektif olarak karşılaştırılmıştır. Toplam 133 SDBY hastası (Grup I: 65 SAPD hastası, Grup II: 68 HD hastası) çalışmaya dahil edilmiştir. Diyaliz öncesi son 3 aylık laboratuvar (Total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserid, LDL/HDL, albümin ve C-reaktif protein) ve klinik bulgular (vücut ağırlığı, kan basıncı, antihipertensif ve antihiperlipidemik tedavi) ile 1-12 ve 25-36 ay arası laboratuvar ve klinik bulgular “birinci yıl” ve “üçüncü yıl” verileri adıyla retrospektif olarak kaydedilmiştir. Gruplar diyaliz öncesi veriler göz önüne alındığında istatistiksel açıdan benzer bulunmuştur. Her grubun birinci yıl verileri ile diyaliz öncesi verilerinin karşılaştırılması sonucunda Grup I'de total kolesterol düzeylerinde anlamlı artış (p<0,01), Grup II'de albümin (p<0,0001) ve trigliseridde (p<0,05) artış ile HDL-kolesterol düzeylerinde düşüş (p<0,01), diyaliz öncesi verilerle üçüncü yıl verilerinin karşılaştırılmasında ise Grup I'de HDL kolesterol düzeylerinde düşüş (p<0,005), Grup II'de HDL (p<0,0001) ve LDL kolesterol (p<0,01) düzeylerinde düşüş olduğu görülmüştür. Grupların birinci yıl verilerinin birbiriyle karşılaştırılması sonucunda SAPD göreli olarak daha yüksek total kolesterol (p<0,01) ve daha düşük albümin (p<0,0001) düzeyleri ile ilişkili bulunmuştur. Aynı yıl içinde SAPD hastalarının sistolik ve diastolik kan basınç ortalamarıda HD hastalarına göre daha yüksek seyretmiştir (p<0,001). Üçüncü yıl izleminde ise SAPD tedavisinin görece yüksek LDL-kolesterol (p<0,05) ve düşük albümin (p<0,01) ile ilişkili olduğu görülmüş, ancak bunlar dışında diğer olası aterosklerotik risk faktörleri (lipid parametreleri, CRP, kan basınç izlemleri) anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: SAPD tedavisinin HD yöntemine göre hipertansiyon ve dislipidemi gibi aterogenik risk faktörleri ile daha kuvvetli ilişki içinde olduğu görülmüştür. Bu ilişki, izleyen yıllarda azalarak devam etse de, kendisini en kuvvetli olarak birinci yılda göstermektedir. SAPD hastaları sürekli olarak hipoalbüminemi riski altındadırlar. Bu durum hemodilüsyon, peritoneal protein kaybı ya da diyalizattaki dekstrozun emilmesiyle gelişen protein malnütrisyonuna bağlı olabilir.

Türk Nefroloji Derneği'nin yayın organıdır.